Zion(Sion) Katır Bölüğü  

Kategori :

Yahudi Katır (Ester) Bölüğü, tıpkı 1. Dünya Savaşı'ndaki “Yahudi Lejyonu”, İspanyol İç Savaşı'ndaki “Botwin Bölüğü” ve 2. Dünya Savaşı'ndaki “Yahudi Alayı” gibi bir “Diaspora” birliğiydi… Bu birlik, 2000 yıldan bu yana, Yahudi tarihinin "bir savaşa katılan ilk askeri birliği" olma şöhretini kazanacaktı.

Okuyacağınız yazı, U.S. Marine Corps Baş Tarihcisi Benis M Frank'ın

"Shanghai Gönüllü Birlikleri Yahudi Bölüğü'nün diğer Yahudi Diaspora Savaşçı Birimleriyle Kıyaslanması"( 1992)

adlı eseri ile Çanakkale 18 Mart Üniversitesi öğretim görevlileri Murat Karataş ve Muhammet Erat'ın

"Çanakkale ve Yahudiler"

adlı çalışmalarından derlenmiştir. Yazarların yararlandıkları kaynaklar en altta belirtilmiştir.

Yahudi Katır (Ester) Bölüğü, tıpkı 1. Dünya Savaşı'ndaki “Yahudi Lejyonu”,
İspanyol İç Savaşı'ndaki “Botwin Bölüğü”
ve
2. Dünya Savaşı'ndaki “Yahudi Alayı” gibi bir “Diaspora” birliğiydi…

Bu birlik, 2000 yıldan bu yana, Yahudi tarihinin "bir savaşa katılan ilk askeri birliği" olma şöhretini kazanacaktı.

Ancak, onların öyküsünü anlatmadan önce, Yahudiler'in I. Dünya Savaşı öncesinde "bir Yahudi devleti kurmak" adına çizdikleri eylem planlarından söz etmek gerekir.

************ ********* ****

Yahudiler'in bir kısmı, binlerce yıl önce ayrıldıkları Filistin'e dönmek için bir Mesih beklerken, diğer bir kısmı da buna gerek olmadığını, Filistin'e kendilerinin de dönebileceğini düşünüyordu.

Bu kişilerden biri de Theodore Herzl adlı Budapeşteli bir Yahudi'ydi.

Yahudiler'in ancak bir Yahudi devleti kurarak özgürleşebileceklerini savunan Herzl, bu devleti kurmak için de üç şartın yerine getirilmesi gerektiğine inanıyordu:
1- Bir banka,
2- Filistin'de toprak satın almak için oluşturulacak bir Yahudi Ulusal Fonu,
3- Yahudileri birbirine bağlayacak bir siyasal örgüt (Dünya Siyonist Örgütü)...

I. Dünya Siyonist Kongresi'ni Basel'de toplayan Herzl, dünya Yahudileri'nin en zenginlerini seferber etti.

İkinci girişimi ise Osmanlı devleti ile ilişki kurmak oldu.

1892 ile 1902 yılları arasında 5 kez İstanbul'a gelerek sarayla ilişki kurmaya çalıştı. Amacı, Filistin'deki topraklardan bir kısmını satın almaktı.

Ödeyeceği parayla Osmanlı devletinin ekonomisinin düzeleceğini ve o günün parasıyla 30 milyon Sterlin'i bulan dış borçlarının ödeneceğini söyleyen Herzl'in arzu ettiği alanın sınırları da şöyleydi:

Kuzeyde Kapadokya dağları, güneyde Süveyş Kanalı'na kadar olan bölge..

17 Haziran 1896'da, Abdülhamid'in yakın dostu ve Avrupa'daki ajanı Polonya asıllı Kont Phillip de Newlinsky ile İstanbul'a gelen Herzl'e Sultan'ın hasta olduğu söylendi ve görüştürülmedi.

Daha sonra Newlinsky'nin aktardığı teklif üzerine de Abdülhamid şu yanıtı verir:

" Eğer Mösyö Herzl senin bana olduğun gibi bir arkadaşın ise, ona nasihat et, bu konuda bir adım atmasın. Ben, bir karış bile olsa toprak satamam. Zira bu toprak bana ait değil, milletime aittir. Benim milletim bu imparatorluğu savaşta kanlarını dökerek kazanmışlar, onu kanlarıyla mahsüldar kılmışlardır. Bu toprak bizden sökülüp alınmadan evvel, biz onu tekrar kanlarımızla sularız.

Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne'de şehit düşmüşlerdir. Onlardan bir tanesi dahi dönmemek üzere muharebe meydanlarında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, Türk milletine aittir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Yahudiler milyonlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum parçalandığı zaman, onlar Filistin'e hiç karşılıksız sahip olabilirler. Fakat, yalnız bizim cesetlerimiz parçalanarak bu ülke taksim edilebilir. Ben canlı bir vücut üzerinde ameliyat yapılmasına razı değilim..."

Theodore Herzl, ısrarından hiç vazgeçmedi; Osmanlı sultanından sonra İtalya kralına gitti, ona da

"yıkılmakta olan Osmanlı'nın toprağı Filistin'in Yahudiler'e verilmesi için çalışırsa, İtalyanlar'ın Trablus'u almalarına maddi açıdan yardımcı olabileceklerini"

söyledi. Ama aldığı yanıt olumsuz oldu.

Bu sıralarda, Rusya'dan önemli sayıda Rus Yahudisi Filistin'e göçüyordu. Sayıları kısa zamanda 80 binleri bulacaktı...

Bu çabaları dikkatle izleyen Abdülhamit de bir dizi tedbir aldı.

II. Abdülhamid, sadece Siyonistlerin teklifini reddetmekle kalmamış, büyük güçler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunarak Yahudîler'in "Siyonistleşmesi" ni de engellemeye çalışmıştı.

Duhûliye Nizamları hazırlatmış, Siyonistler' in yabancı himaye elde etmelerini önlemek için çaba harcamış ve Filistin'den Yahudîler'in arazi satın almalarını yasaklamıştı.

1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi, Musevîler'in Kutsal Topraklar'da arazi almalarını engellemiyordu.

5 Mart 1883'de çıkarılan yeni kanun, yabancı Siyonistler' in Osmanlı ülkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudiler'e herhangi bir yasak getirmemişti.

Yahudiler bu açıktan yararlandı ve yerli Yahudiler'e Siyonist örgütlerce para verilerek, bölgede önemli bir miktar toprak parçasının Siyonistlerce satın alınmasını sağladılar. Bu şekilde Hayfa ve Akkâ'da Yahudiler'in iskânı sürekli hâle getirildi.

Bu satışlara göz yumanlar da ne yazık ki, yöredeki Osmanlı idarecileri ve memurlarıydı.

Çünkü, başkentten uzak ve yönetimin unuttuğu bu imparatorluk beldesinde bütün kapıları açan bir anahtar vardı: Rüşvet...

Yahudiler, bu anahtarı kısa zamanda keşfetmekte gecikmediler; her türlü engele rağmen arazi almayı sürdürdüler.

Ancak, hepsi de başarılı olamıyordu; bölgenin daha eski Yahudileri, sahip oldukları şeyleri kaybedecekleri korkusuyla yeni komşularını Osmanlı vatandaşı olmaya zorlarken, bir taraftan da Osmanlı ordusuna katılıyorlardı.

Osmanlı hükümeti, Yahudiler'in Filistin'de oradan oraya göçmesine, seyahat etmesine, Arap çapulculara karşı kendilerini savunacak güvenlik birimleri oluşturmalarına izin vermiyordu.

Bunun üzerine, bazıları, gizliden gizliye silah edinmeye ve İngilizler lehine casusluk yapmaya başladı . (Hatta, Osmanlı ordusunda yıllarca çalışıp rütbe aldıktan sonra İngiliz ordusuna kaçan birçok Yahudi oldu...)

Aaron Aaronson adlı bir Yahudi'nin yönetiminde kurulan NILI adlı istihbarat örgütü hiç durmadan İngilizler'e bilgi uçuruyordu.

Fakat, Osmanlı yöneticilerinin bu duruma karşı takındığı tavır da sert oldu; bir çok Yahudi yakalandı, öldürüldü veya Mısır'a göçe zorlandı.

Çünkü, artık Osmanlı, bütün Yahudiler'e "casus" muamelesi yapmaya başlamıştı. Telaviv Yahudiler'den arındırıldı.

İngilizler de bu Yahudiler için Mısır'da çadır kamplar oluşturdular. .. Özellikle ABD bandıralı USS. Tennessee gibi içinde orkestra bulunan gemiler, bu Yahudileri İskenderiye'ye taşıyordu.

1914 yılının Aralık ayında, İskenderiye'de dörtte üçü Rus Yahudisi olan yaklaşık 11.000 göçmen toplanmıştı.

Bunlardan Mısır Yahudi Topluluğu ve İngiliz askeri yetkilileri tarafından korunup kollanan 1200 tanesi, Mısır İçişleri Bakanlığı Mülteciler Masası Şefi Mr. Hornblower tarafından Gabbari ve Mafruza kamplarına yerleştirilmiş ti. Bu mülteciler, kendilerine verilen bir kimlik kartı sayesinde, günde üç öğün yemek yiyebiliyorlar ve kamp içinde çalışabiliyorlardı .

Ancak, her yeni gelen mülteci grubu, Filistin'de kalanların "Türkler'den kötü muamele gördüklerine dair" haberler taşımakta ve bu haberler de kampta bekleşenleri öfkelendirmekteydi. ..

3 Mart 1915 akşamı, 8 kişilik bir Yahudi komitesi, Gabbari kampında, bir akaryakıt firmasının temsilcisi olan Mordehay Margolin'in odasında toplandı.

Bu adamlardan ikisi, daha birkaç gün önce tanışmıştı:

Ze'ev Jabotinsky ve Joseph Trumpeldor , o sıralarda Siyonist liderler olarak biliniyorlardı .

Bu ikisi;

fizikçi Dr. Weitz,
Şarap Birliği temsilcisi Victor Gluskin,
Amerikalı işadamı G. Kaplan,
Anglo-Palestine Bankası'ndan Z. D. Loventin
ve
agronomist Akiva Ettinger'e yeni bir “Yahudi Lejyonu” planı sundular.

Plan, 5 kabul, 2 red, bir de çekimser oyla kabul edildi.

12 Mart günü, Mafruza kampında, ahırdan bozma bir salonda toplanan 200 Yahudi'ye Jabotinsky'nin yaptığı duygulu bir konuşma da etkisini gösterdi; bir defterden yırtılmış kağıda İbranice yazılan 7 satırlık kararı 180 kişi imzaladı.

************ ********* ****

Komite'ye bu planı sunan Ze'ev Jabotinsky, 1880'de Odessa'da doğmuş, Rusya'da eğitim almış ve 1898'de Bern ve Roma'da hukuk öğrenimi görmüştü. Geçimini gazetecilikle kazanıyor; iki Odessa gazetesine muhabirlik yapıyordu...

1901'de Odessa'ya döndüğünde Siyonist hareketten iyice etkilenmiş durumdaydı.

Ayrıca, Rusca, İbranice, Yiddiş, İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerini bildiğinden, nereye gitse kalabalıkları yönlendiren bir güce sahipti.

Bu nedenle, Siyonist kongrelerinde oldukça etkileyici oluyordu.

Önceleri, Yahudiler'in Filistin'e yerleşmelerini ve Diaspora'daki politik ve eğitimsel eylemlerini destekledi. Doğu Avrupa ve Rusya'da Yahudi düşmanlığının toplu katliamlara dönüşmesi nedeniyle birçok Siyonist lider gibi o da Theodore Herzl'in düşüncelerine katılmıştı.

Bu sırada çıkan 1. Dünya Savaşı'yla Odessa gazetesi onu batıya gönderdi.

Osmanlı İmparatorluğu Merkezi Güçler (Almanya-Avusturya-İ talya) yanında savaşa girdiğinde, Jabotinsky de “Avrupa'nın hasta adamı”nın artık yıkılacağını öngörmüştü.

Bu öngörüsü onu, o ana kadar tarafsız olan Siyonist hareketin Filistin'le ilgili emelleri için, savaşta artık İtilaf Güçleri (İngiltere-Fransa- Rusya) yanında yer alması gerektiğine inandırmıştı.

Jabotinsky, 1908 Jön Türk devriminden sonra İstanbul'a gelmiş ve geniş bir çevre yapmıştı.

Jön Türkler arasında da aktifti ve bu sayede Türkler'i de yakından tanıma fırsatı bulmuştu. Türkler'i,

"büyük devlet adamları çıkaran ve asker yetiştiren, iyi kalpli ve misafirperver bir millet"

olarak düşünmekteydi.

(Jabotinsky, 1917 yılında yayınladığı "Turkey and the War" [Türkiye ve Savaş] adlı kitabında, I. Dünya Savaşı'nın çıkış nedeninin, İtilaf devletlerinin iddia ettiği gibi Alman militarizmi değil, "şark meselesi" olduğunu ileri sürecekti. Savaşın Osmanlı Asyası'nı paylaşmaktaki ahenk yoksulluğundan çıktığını söyleyen Jabotinsky'ye göre Almanya, tüm Osmanlı'yı himayeye almak bahanesiyle Şark'ın zenginliklerine sahip çıkmak isterken; Fransızlar Suriye'ye, İngilizler Mezopotamya' ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlar'a, Yunanlılar ve İtalyanlar da İzmir'e göz dikmişlerdi.. Ona göre, Osmanlı İmparatorluğu artık parçalanmaya yüz tutmuştu. "Osmanlı İmparatorluğu' nun yıkılmasını isteyen, Türk halkının düşmanı değil dostudur" diyen Jabotinsky'ye göre, Osmanlı artık bölünmeli ve milli devletlerin kurulmasına izin verilmeliydi. Bu düşünceler ve Siyonizm davası, onda Osmanlı'ya karşı savaşma fikrini doğurmuştu; Jabotinsky de bu savaşı yüksek sesle öneren ilk kişiydi.)

Jabotinsky'nin İskenderiye'ye gittiğinde tanıştığı adam, Joseph Trumpeldor adında biriydi.

Trumpeldor, St. Petersburg Üniversitesi' nin Dişçilik Fakültesini bitirmiş, ancak kariyerini askerlikte yapmış bir Rus Yahudisi'ydi.

1904-1905 Japon-Rus savaşında, ünlü Port Arthur kuşatmasında Rus ordusunda savaşırken sol kolunu kaybetmiş ve bu nedenle Rus Çarı tarafından ülkenin en büyük 4 şeref madalyasıyla onurlandırılmış bir kahramandı.

Kendisine orduda tekrar görev verilmesine rağmen Trumpeldor Rusya'da rahat değildi; Filistin'e yerleşerek toprakla uğraşmayı istiyordu.. 1914'te Filistin'e geldi ve burada, kendisi gibi göçmüş Rus Yahudiler arasında siyasi faaliyetlere girişti.

Jabotinsky ile Trumpeldor, ilk kez Aralık 1914'te, Mısır'da Cabbari mülteci kampında karşılaştıklarında aynı idealleri paylaştıklarını anlamışlardı.

Trumpeldor, mültecilerden bir lejyon oluşturup bu birliği Türkler'e karşı İtilaf Güçleri'nin hizmetine sunmayı ve bunun karşılığında da İsrail'i kurmakta İngilizler'den yardım almayı savunuyordu.

O da, yapılan savaşa katılmazlarsa, Filistin'i Türkler'den koparmak ve “Yahudiler'e vaadedilmiş ülke İsrail” yaratmak için asla talepkâr olamayacakları na inanıyordu..

Trumpeldor ve Jabotinsky, İskenderiye'deki bu mülteci kalabalığından yararlandı; 1000 kişilik bir liste hazırlayıp bir dilekçeyle Mısır'daki İngiliz güçlerinin komutanı General Sir John Maxwell'e başvurdular.

Ne var ki Maxwell, 22 Mart 1915 günü aldığı bu dilekçeyi,

“Filistin'e bir taarruzun şimdilik sözkonusu olmadığı”ndan başka,

“İngiliz ordusu kurallarının yabancı ulusların mensuplarından askere almaya izin vermediğini”

belirterek reddetti.

Ancak generalin bir başka teklifi vardı; neden bu gönüllülerden diğer Türk cephelerinde kullanılacak bir katır ulaştırma birliği oluşturmuyorlardı ? Hatta, bu birliğe bir de isim bulmuştu;

"Asuri Yahudi Mülteci Katır Birliği"...

Jabotinsky ve komite üyeleri bu teklifi derhal reddettiler.

Teklif ve birliğin adı onur kırıcıydı.

İtilaf ordusunun içinde bir "eşek taburu" olmayı içlerine sindirememişlerdi.

Ama Trumpeldor, “herhangi bir anti-Türk gücün Sion yolunu açacağı”na kalpten inanıyor ve sadece Yahudiler'den kurulu böyle bir birliğin, İsrail'i özgürlüğüne kavuşturacak gücün başlangıcı olacağını iddia ediyordu.

Tam bu noktada, sahneye Yarbay John H. Patterson adlı bir İngiliz subayı girdi.

Kraliyet istihkamcıları ndan olan bu demiryolu mühendisi, 1898'de Uganda'ya gönderilmiş; Hintli Müslüman işçilerle Mombasa-Nairobi demiryolunu yapmıştı.

Boer Savaşı gazisi bir İrlandalı'ydı. Hindistan ve Güney Afrika'da çok şöhret kazanmıştı.

Patterson'u Kahire'ye çağıran, General Maxwell'di.

Onun Eski Ahit ve diğer dini kitapları okumuş, tarihi Yahudi kahramanları hakkında bilgi sahibi bir adam olduğunu biliyordu. Patterson Yahudiler'e de çok sempati duyuyordu. Bu nedenle kısa zamanda Jabotinsky ve Siyonizm destekçisi oldu.

19 Mart günü, Mafruza kampında göçmenlere hitaben yapılan bir toplantıda, Patterson;

"savaşta ileri hatlara cephane ve malzeme taşıyan bir kişinin, ileri hatta düşmana kurşun sıkan kişi kadar cesur olması gerektiğini"

vurgularken, onlara eşlik eden Gen. Alexander Godley de,

“Bugün, İngiliz halkı, Yahudilerle bir akit imzalamıştır”

dedi…

Böylece, Yahudi Katır Bölüğü, Mısır'da, 23 Mart 1915'te, Yarbay Patterson yönetiminde göreve başladı.

Trumpeldor, birlikteki 2. komutandı.

İkisi, Kahire'den Yahudi mültecilerin yaşadığı İskenderiye'ye gittiler ve Rue Sesostris 14 numarada bir karargah kurdular. 31 Mart'ta, Yahudi toplumunun önde gelenleri, özellikle de Hahambaşı Prof. Raphael de la Pergola'nın yardımlarıyla Gabbari'de gönüllü kaydettiler.

İlk 500 kişiye yemin ettiren Hahambaşı Pergola, yaptığı konuşmada Patterson'u,

“İsrail'in Mısır'dan Vadedilmiş Ülke'ye ulaşmasını sağlayacak 2. Musa”

olarak tanıttı.

Başlangıçta bu birliğe karşı olan Jabotinsky ise, Roma, Paris ve Londra'ya giderek İtilaf Güçleri'nin içinde “tam teşkilatlanmış bir Yahudi lejyonu” kurulmasına destek vermeleri için birtakım devlet adamlarıyla görüşmeler yapmaya başladı. Ama, görünürde böyle bir iş için umut yoktu.

Tam bu sırada, İskenderiye'deki Rus konsolosu Petrov, Mısır ve İngiliz yetkililerini uyararak, Rus Yahudileri'nin Rusya'ya geri gönderilmelerini ve Rus ordusunda kullanılmasını istedi.

Hahambaşı Pergola, Jabotinsky ve Yahudi banker Edgar Suarez'in de yardımıyla, ilişkilerini kullanarak bu konunun rafa kaldırılmasını sağladı.

Bu yeni birlik, Mısır Seferi Gücü'nün bir birliği olarak tasarlandı.

Birlik, 737 adam, 5 İngiliz ve 8 Yahudi subaydan oluşacaktı.

20 at ve 750 yük katırı, eyer ve yük sandıkları, her biri 4 galon su alan bidonlar İskenderiye'de temin edildi.

Yahudi subaylar, İngilizler'den yüzde 40 daha az ücret alacaktı.

Birlik, her biri iki subaylı 4 takıma, her takım, bir çavuş yönetiminde 4 bölüğe, her bölük de başlarında birer onbaşı olan alt birimlere ayrıldı..

Emirler İngilizce ve İbranice verilecekti. Hahambaşı da “onursal din görevlisi” olarak nitelendi.

Subayların ve askerlerin birçoğu yüksek okul okumuş ya da öğretmenlik, avukatlık yapmış profesyonel insanlardı. Sıhhiye ekibinin başına getirilen Dr. Meshulam Levontin de bunlardan biriydi.

Yahudi Katır Bölüğü, 562 adamla 17 Nisan 1915 günü Anglo-Egyptian ve Hymettus gemileriyle Gelibolu'ya doğru yola çıkmış ve 25 Nisan 1915 günü de yarımadaya ayak basmıştı. Hepsinin yakasında da sarı renkli Davut yıldızı motifli birlik arması işliydi.

Birlik ikiye bölünmüştü; yarısı ünlü 29. Tümen'le birlikte Seddülbahir'e, diğer yarısı da ANZAC Kolordusu'yla birlikte Arıburnu'na çıkarılmıştı .

Ancak, bu ikinci grup, görünürde nedensiz, Mısır'a geri gönderildi. Hamilton'un bir mektubunda belirttiğine göre, bu tasarrufun nedeni, Anzac askerlerinin, Katır Birliği mensuplarını "Türk zannederek" vurmalarıydı.

Diğer grup ise, savaş boyunca Seddülbahir'deki tek ulaştırma birliği oldu ve yoğun ateş ve inanılmaz güç şartlar altında, ön cephelere su, cephane, yiyecek ve diğer ihtiyaçların ulaştırılması görevi yaptı.

Savaşa Gen. Ian Hamilton'un kurmay heyetinde görevli olarak katılan ve 1932'de “Çanakkale Askeri Operasyonu” adlı önemli kitabı yayınlayan Gen. C.F. Aspinall-Oglander, Hamilton'un Yahudi Katır Bölüğü için şöyle dediğini anlatacaktı:

“Savaşta aynı ölçüde şöhret kazanan İngiliz ve Hint güçlerinin yanı sıra Yahudi Mülteci Katır Bölüğü (Zion Katır Bölüğü olarak bilinir), Suriye ve Filistin'deki mülteci Yahudiler'den kısa sürede teşkil edilmişti. Ağırlıklı olarak Rusya kökenli bu insanlar Mısır'a güvende olmak için gelmişlerdi. Albay Patterson, bunlar arasından 750 katırla 500 adam seçmekle görevlendirildi. Emirler kısmen İbrani, kısmen de İngiliz dilinde veriliyordu. Bu adamlar, 1915'te Süveyş Kanalı'ndaki savaşta Türkler'den ele geçirilen tüfeklerle silahlandırılmış lardı. Bu birlik, büyük bir olasılıkla, İsa'dan sonra 70'de Kudüs'ün düşüşü sırasında, Titus'un idaresindeki Roma ordusuna karşı savaşan Yahudi güçlerinden sonra savaşmış ilk Yahudi birliğiydi…”

Savaş sırasında, uluslararası kamuoyu, cephedeki bu biricik Yahudi birliğine büyük ilgi gösterdi. New York'ta yayınlanan Yahudi gazetesi Der Tag, bu birlik hakkında Ian Hamilton'a başvurmuş ve bilgi istemişti.

Hamilton şöyle yanıtlar Der Tag'ı :

“Bildiğiniz gibi, burada emrimde savaşan bir Yahudi birliği var. Bildiğim kadarıyla da, Hıristiyanlık çağında böyle bir olay ilk kez oluyor. Bu insanlar, Türkler tarafından, aileleri ile birlikte, acımasızca, aç-bilaç Kudüs'ten kovulunca Mısır'a gelen kişiler…
Tüm birlik bu insanlardan oluşturuldu ve benimle burada Türkler'e karşı savaşıyorlar. Bu birlik resmi olarak Zion Katır Bölüğü olarak adlandırıldı; subay ve erleri yoğun ateş altında su, cephane taşımakta büyük cesaret gösteriyorlar. Bunlardan özellikle bir er için Majesteleri Kral'a DCM madalyası ile ödüllendirilmesi için teklif ettim. (Zaten 3 tanesine verilmişti) “


Ne var ki, bu birlik için işler hep böyle iyi gitmedi.

Birlikte, kimi zaman sonu herkesin önünde kamçıyla cezalandırmaya varan ciddi disiplinsizlik olayları görülüyordu. Ayrıca, Yahudi idealistlerle birlikte Mısır'daki mülteci kampının zor şartlarından kurtulmak için birliğe yazılmış olanlar arasında çatışmalar oluyordu.

Bu da, “Trumpeldor'un Rusları" ile Sefarad Yahudileri'ni kavgaya sürüklüyordu.

Gelibolu savaşı sona erdiğinde, birlik 8 üyesi kaybetmiş, 25'i de yaralanmıştı.

Katır kaybı ise 47 idi. 1915'in Haziran ayında Patterson, adam toplama, bir üs kurma ve iki birlik daha oluşturması için İskenderiye'ye gönderildi ama Gelibolu'daki birlik için Kahire'den sadece 150 kişilik bir takviye alabildi.

Zion Katır Bölüğü'nün görevine, bir destek birliği olarak 26 Mayıs 1916'da son verildi.

Patterson, birkaç kez hastalanmış ve yaralanmıştı. Bu nedenle, İngiltere'ye döndü. Daha sonra, tıpkı Jabotinsky'nin arzu ettiği gibi, tamamı Yahudiler'den oluşan bir birlikle General Allenby'nin Filistin'deki harekatına katılacaktı.

Trumpeldor ise, 1917'de Rusya'ya dönerek Geçici Hükümet'e Rus ordusu içinde bir Yahudi alayı kurmak için yardım etti.

Ancak bütün uğraşısı, Rusya'nın Almanya'yla 1918'de Brest-Litovsk anlaşmasını imzalamasıyla boşa gitti. Ertesi sene Filistin'e döndü ve bölgedeki Yahudi yerleşimcilerin Arap saldırılarına karşı kendilerini savunma çabalarına yardım etti.

1 Mart 1920'de, Tel Hai adlı yerleşim yerinin savunulması sırasında da Araplar tarafından öldürüldü.

Ölmeden önceki son sözleri

“Ein davar, tov lamut be'ad arzenu”

oldu. Yani,

“Boşverin, vatan için ölmek güzel…”

Parçalanan Osmanlı'nın topraklarında kendilerine "vaadedilen ülke"lerini kurabileceklerini düşünen, çoğunluğu Rusya'dan göçme Yahudiler, İtilaf güçleri yanında Çanakkale Savaşı'na katılmakta fayda gördüler.

Hesaplarına göre, İngilizler galip çıktıklarında, katkılarının karşılığı olarak bu toprakları kendilerine vermek zorunda kalacaklardı. Nitekim, biraz gecikse de sonuç böyle oldu.

Yahudiler, savaşın garip bir cilvesi olarak, karşılarındaki siperlerde Osmanlı askeriyle omuz omuza savaşan Osmanlı Yahudileri'ne kurşun atacaklardı.

Siyonist Yahudiler Osmanlı'nın yıkılmasını "yeni bir gelecek" olarak görürken, Osmanlı Yahudileri "geleceklerinin mahvolması" olarak görüyorlardı.

Yüzyıllardır askerlik bile yapmayan Osmanlı Yahudileri, kendilerini 400 yıldan beri kucaklayan devletin bu savaştan hasarsız kurtulabilmesi için cepheye de gitmişler, cephe gerisinde de hizmet etmişlerdi.

Kuşkusuz, İngilizler, Yahudiler'i, onlara bir devlet yaratmak için kullanmamıştı. General Ian Hamilton bu duruma şu sözlerle açıklık getiriyordu:

"..... Yahudiler'i kendi çıkarlarımız için istismar edip Yahudi gazetecilerin ve bankerlerin çabalarını sağlardık. Yahudi gazeteciler bizim davamıza renk katar, Yahudi bankerler de kesemize para yağdırırdı..."


Jabotinsky ise şöyle diyordu:

"Ben Gelibolu'ya gitmedim. O nedenle size Gönüllü Birlik'in hikayesini anlatamam. Ama şunu açıkça belirtebilirim: Trumpeldor, o zaman görüşlerinde haklıydı... Savaşmak amacıyla Gelibolu'ya gidiş, Siyonizm'e yepyeni ufuklar açmıştır... Eğer biz 2 Kasım 1917'de Balfour Deklerasyonu ile Filistin'de yurt edinme konusunda söz aldıysak, buna ulaşan yol Gelibolu'dan geçmiştir.."

Kaynaklar:

Y.İscen Benis M. Frank'ın kaynakları:
BGen. C.F. Aspinall-Oglander - History of the Great War: Operations. Gallipoli. 1932
Bulletin of the Igud Yotzei Sin
Capt Eric Wheler Bush - Gallipoli, 1925
Bemard M. Casper - With the Jewish Brigade, 1947
Encyclopaedia Judaica
Benis M. Frank - "The Shanghai Volunteer Corps: A Socio-Military History,"
Gen. Sir William J ackson with Group Captain T.P. Gleave - The Mediterranean and the Middle East, 1988
Kirk George - The Middle East in the War, 1952
LtCol. John H. Patterson - With the Judaeans in the Palestine Campaign, 1922
LtCol. John H. Patterson - With Zionists at Gallipoli, 1916
Marty Noam Penkower - The Jews Were Expendable: Free World Diplomacy and the Holocaust, 1983
Albert Prago - "The Botwin Company in Spain, 1937-1939," 1992
L. Rabinowitz - Soldiers from Judaea. Palestine Jewish Units in the Middle East. l94l-43-44
Joshua Rothenburg - "The Jewish Naftali Botwin Company" , 1980
Cyril Silverthorn - "The 'Righteous Colonel' and the Jewish Legion," , 1985
Gen. Sir Archibald Wavell - Allenby: A Study in Greatness, 1941
Vladimir E. Zhabotinskii, Samuel Karz, trans. - The Story of the Jewish Legion, 1945
Murat Karataş / Muhammet Erat kaynakları
Fahir Armaoğlu - 20. yy Siyasi Tarihi
Yusuf Besalel - Yahudi Tarihi, 2000
Yusuf Besalel - Osmanlı ve Türk Yahudileri, 1999
A. Hikmet Eroğlu - Osmanlı Devletinde Yahudiler, 2001
Ahmet Fettahoğlu - Maceracı Jabotinsky, Tarih ve Düşünca dergisi, 2002/6
Melek Fırat - Balfour Deklerasyonu, Türk Dış Politikası, 2002
Avram Galanti - Türkler ve Yahudiler, 1993
Naim Güleryüz - Türk Yahudileri Tarihi, 1993
Funda Keskin - Siyonizm, Türk Dış Politikası, 2002
Süleyman Kocabaş - Vaad Edilmiş Toprak Filistin İçin Mücadele, Türkiye ve Siyonizm, 1994
Berta B. Özgün - Yedi Nesil Öncesinden Günümüze Yolculuk
Mahir Ruşen - Siyon Katırcı Birliği, Tarih ve Düşünce Dergisi, 2002/6
Hikmet Tanyu - Yahudiler, İslam Ansiklopedisi, 1989
Hikmet Tanyu - Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler
Mete Tunçoku - İsrail'in Kuruluşuna Varan Gelişmeler İçinde Çanakkale Savaşlarının Önemi, Belleten dergisi, 1991/4
Mete Tunçoku - Çanakkale 1915: Buzdağının Altı, 2002
-Alıntı-
www.acikistihbarat.com


0 Yorum

Yorum Gönder

Arşiv

Son Yorumlar