Boyun Kütletme  

Kategori :

Bel, sırt ve boyun ağrısı, masa başında hareketsiz çalışan kişilerin en çok karşılaştıkları sağlık sorunları arasında yer alıyor. Bu ağrılara birçok kişinin sıkça yaptığı boyun kütletmesi de neden oluyormuş. Uzmanlar uyardı:


Boyun, bel, sırt ağrıları için genelde eklemlerimizi kütletiriz. Halbuki bu durum faydadan çok zarar verir. Kütletme gibi ani hareketler sinir sıkışmasına bu da şiddetli ağrıya sebep olur. Prof. Dr. Ayşen Yücel, kütletmenin kireçlenmeye yol açtığını anlattı.

Kimi zaman dayanılmaz hale gelen bu ağrılardan kurtulmak için genellikle bel ve boyun kütletme ile sırt çiğnetme yolları deneniyor. Uzmanlar bilimsel bir temeli olmayan bu yöntemlerin fayda etmediği gibi eklemleri zorlayarak kireçlenme ve ağrının şiddetlenmesi gibi sorunlara yol açtığı uyarısında bulunuyor.

Anadolu Sağlık Merkezi'nden algoloji uzmanı Prof. Dr. Ayşen Yücel, boynu rahatlatmak için yapılan hızla sağa ve sola döndürme işleminin (boyun kütletme) zararları hakkında bilgi verdi. Boyun kütletmenin halk arasında eklem kireçlenmesi olarak bilinen dejenerasyonun önemli sebeplerinden biri olduğunu söyledi. Boyun kütletmeyi alışkanlık haline getirenlerde bu tür kireçlenme vakalarına sık rastlanıldığını aktardı. Ayşen Yücel, boyun kütletmenin bazı durumlarda ağrının daha da artmasına yol açtığına dikkat çekerek, "Omurlarımızın arasında faset eklem diye adlandırdığımız eklemler var. Boyun kütletme gibi ani hareketler eklemlerin çok zorlanmasına, sinirlerin sıkışmasına, bunlar da şiddetli ağrı ve kas spazmına sebep oluyor." diye konuştu.

Prof. Dr. Yücel, bel ve sırt ağrılarından kurtulmak için yaptırılan 'sırt çiğnetme' işleminin kas zedelenmesi ve kanamalara yol açabildiğini bildirdi. Bazı kişilerin de boyun ve sırt ağrıları için gelişigüzel masaj yaptırdığını ifade ederek, "Rastgele masaj çok tehlikeli. Arkadaşına masaj yaptırdıktan sonra şiddetli ağrı ve kas çeperi zedelenmesi şikâyetiyle gelen pek çok hasta oluyor." dedi.

En iyi tedavi egzersiz

Fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı Prof. Dr. Semih Akı ise bel, sırt ve boyun ağrılarından kurtulmanın yolunun egzersizden geçtiğini anlattı. Ağrı şikâyetiyle gelen hastalar için fizyoterapist nezaretinde özel bir egzersiz programı hazırlandığını belirterek, "Kişinin yaşı, cinsiyeti, diğer hastalıkları, aktivite durumu ve daha önce egzersiz yapıp yapmadığı bile önemli. Birbirinden tamamen farklı iki kişiye aynı egzersizler verilmemeli." açıklamasını yaptı.

-Alıntıdır-
iyibilgi.com

"Phishing" namı diğer Oltaya Getirme  

Kategori :

Son zamanlarda internette ve maillerde phishing linkleri dolaşmaya başladı. Kısaca Phishing, İngilizce "Password" (Şifre) ve "Fishing" (Balık avlamak) kelimelerin birleşmesiyle kullanılan illegal yollarla bir kişinin şifresini veya kredi kartı detaylarını öğrenmesine denir. "Phisher" diye tanımlanan şifre avcıları, genelde e-mail vb. yollarla şahıslara ulaşır ve onların kredi kartı vb. detaylarını sanki resmi bir kurummuş gibi isterler. Bu "av"a karşılık veren kullanıcıların da hesapları, şifreleri vb. özel bilgileri çalınmaktadır.

Örnek olarak; format açısından resmi bir banka konseptinde bir e-mail alınır, ve bu e-mail'de şifre, kredi kartı numarası vb. bilgilerin verilmesi önerilir.

Phishing karşısında tüm bankalar vb. kurumlar hiç bir zaman kullanıcılarından e-mail aracılığı ile özel bilgilerini istemeyeceklerini, böyle bir durumda e-mail'i vb. talepleri kendilerine iletmelerini önerirler.

Antivirüs yazılımı üreticisi McAfee tarafından hazırlanan sitede phishing ve spam postaları tanıyıp tanıyamadığınızı ölçebilirsiniz. Testte toplam 10 soru bulunuyor. Gerçek olduğunu düşündüğünüz sayfayı "I think this site is authentic." deyip yanındaki kutucuğu işaretliyorsunuz. Buradan linke ulaşabilirsiniz.

Araba Kapısı  

Kategori :

Arabalarda teknoloji sınır tanımıyor. Artık kapı açmaya son! (Gerçek görüntü)


Yaratık Tohumlar  

Kategori :

Tarımda ülkemizde de yapılmak istenen/yapılan oyuna bir göz atalım. Genleriyle oynanmış tohumlar, “sihirli değnek” değmişçesine dünya topraklarında yaygınlaşıyor. Bu yaratık tohumların birdenbire milyonlarca insanın hayatını değiştiren ibretlik öyküsünü okumak için aşağıda "Devamı var"ı tıklatın.



Sunay Demircan’ın yazısı:

İnsanın içini şişiren bir yazı

Yaklaşık 10 türü olan, bildiğimiz sarı çiçekli hardal otudur bu yazının kahramanı. Hazret aslen Akdenizlidir. Avrupa’ya, Amerika’ya ve öykümüzün geçtiği Hindistan’a sonradan taşınmış.

Hintliler hardal otunu en çok hardal yağı olarak tüketiyorlar. Küçük çiftçiler hardal otunu buğdayla birlikte ekiyorlar. Hasat ediliyor, kurutuluyor ve sonra hardal yağı çıkartan küçük işletmelere satılıyor. Yoğun kokulu olmakla birlikte, yenilebilen yağlar içinde en az doymuş yağ barındıran (yüzde 5) hardal yağı yoksul Hintlinin yegâne yemeklik yağı.

Ayrıca sarımsak ve hintsafranı ile karıştırılarak kullanıldığında (içilerek değil, sürülerek) romatizma ve kas ağrılarına iyi geldiği biliniyor. Antiseptik olarak da kullanılıyor. Evlerde aydınlanma amacıyla kandillerde yakılıyor, sivrisinek kovucu (bu özelliği ile sıtmaya karşı ciddi bir koruyucudur)…

İşte böyle. Hindistan’da, 1998 yılına kadar, milyonlarca küçük çiftçi hardal otu tarımı yapar ve yüz binlerce küçük işletmede yerel hardal tohumlarından yağ çıkartılır ve yoksulların yağ ihtiyacını karşılardı.

1998 yılında, aniden bir şey oldu. Başkent Delhi’de üretilen hardal yağlarına “bilinmeyen bir nedenle” yabancı maddeler karıştığı ortaya çıktı. 41 kişi öldü, binlerce kişi etkilendi. Hemen ardından hükümet hardal yağı üretimini yasakladı. Tam da o sırada, tesadüf bu ya, ABD soya üreticileri derneği Hindistan’a gelmiş, soya’nın (ve tabii soya yağının da) faziletlerini Hintlilere tanıtıyordu.

Hardal yağı yasaklanınca, hardal otu eken küçük çiftçi ürününü satamadı, hardal yağı tüketen gariban Hintli evine yağ sokamadı, kaçak yağ üreten küçük işletmeler suç işledikleri için ceza aldı, kapatıldı. Böylece, Hintliler yüzlerce yıldır kullandıkları hardal yağını ve hardal tarımını bir yıl içinde (mucizevî bir şekilde) bırakmak zorunda kaldılar. Hardal yağıyla birlikte gelişmiş olan tedavi yöntemlerini de terk ettiler…

Ee, madem hardal yağı bitti, gelsin soya yağı denildi. Hindistan’da ilk etapta en az 2.3 milyar Dolar büyüklüğünde soya piyasası olduğu hesaplandı. Birden bire milyonlarca ton soya tohumu ithal edildi.

Sihirli bir el yukardan uzanmış, hardalı çıkartıp yerine (yüzde 18 gibi göreli çok daha düşük miktarda yağ içeren) soyayı koymuştu. Ama gelen soya tohumu GDO’luydu. Yani, Genetiği Değiştirilmiş Organizma. Yani, içinde bir bakteri, bir petunya ve bir karnabahar geni aşılanmış bir yaratık. Bildiğimiz, tanrının insanlar-hayvanlar yesin diye yarattığı doğal bitki değil yani. Öyle bir yaratık ki, arıların dahi polenlerine ortak olmasına izin vermeyebiliyor. Elde ettiğiniz ürünü yeniden ekip bitki elde edemiyorsunuz. Yani, tohumlar kendilerini üretemiyorlar. Tohumu sadece şirket üretiyor. İyi mi?

İş bununla bitmiyor tabii. Şirket o tohumun, hatta içindeki genin dahi patentini alıyor ve tüm dünyada o tohumların sahibi oluyor.

İş bununla da bitmiyor, diyelim ki sizin komşunuz bu yaratıklardan ekti tarlasına, bir rüzgâr esti, o yaratıkların genleri gelip sizin tarlanızdaki yerli türlerle karşılaştı. Bu sentetik yaratıkların genleri baskın olduğu için sizinkilerin genetik özelliklerini de değiştiriveriyor. Artık mecbursun onlardan tohum alıp, onların istediği ürünü ekmeye. Nasıl ama?

Dönelim bizim hardal yağı düşkünü Hintlilere. Sanıyorsunuz ki o garipler hardal ekemez hale gelince soya ekmeye başladılar. Yok öyle yağma! Bir kere soya her toprakta yetişemiyor. Su istiyor, bakım istiyor, masraf istiyor… Sonra, soya tohumunu (diğer tüm GDO’lu bitkilerde olduğu gibi) köylü kendi hasadından ayıramıyor, komşusuyla değiş tokuş yapamıyor. Her yıl dünyanın parasını verip malum şirketlerden satın almak zorunda.

Bir kocaman “geçmiş olsun!” hak ettiler değil mi? Bakalım Hintliyi ağır kokulu hardal yağından kurtaran şirketlerin halleri nicedir?

Küresel ölçekte tohum piyasasını ellerinde tutan 4-5 şirket var. Bunlardan en büyüğü de Monsanto. Bütün dünyayı olduğu gibi, Hintliyi de soyayla tanıştıran onlar. Monsanto her şeyiyle büyük bir şirket. Şeffaflar, demokratikler, hayırseverler, insan haklarına saygılılar, çevreciler.

Finansal performansına baktığımızda, 2007 yılının ilk 6 ayındaki net satışlarının 4 milyar ABD Dolarını geçtiğini görüyoruz. Net gelir ise (yine 6 aylık) 633 milyon dolar. Geçen yıla göre yüzde 27 artmış kazançları. Sosyal sorumluluk bilinci çerçevesinde hayır işlerini ihmal etmemişler. Web sayfalarından öğreniyoruz ki, hayır amaçlı hibeler de veriyorlar. Bir bölümü çevrenin ve doğal ekosistemlerin korunması amaçlı olan bu hibelerin geçen üç yıldaki miktarı 28.4 milyon ABD doları. Bu dönemde dağıtacağı miktar da 8.4 milyon Dolar. Muhtemeldir ki “Hindistan’da yerel değerlerin korunması” başlıklı bir proje de bu hibelerden destekleniyordur.

Monsanto’nun yerel inançlara da saygılı ve destekleyici olduğunu görüyoruz. Örneğin Hindistan’da melez pamuk tohumunu satmak için Pencap eyaletinde Sih dininin kurucusu Guru Nanak’ın imajını kullanarak pazarlama kampanyasını yürütmüş hazretler.

Takdir duygularınızı göklere çıkartmak için belirtmemiz gerekiyor ki, Monsanto’nun 2006 yılı Ağustos ayında, kurum olarak yayınladığı bir insan hakları politikası belgesi de var. Bu belgede özetle şunları söylemişler: “Çocuk emeğinin sömürülmesini asla hoş karşılamayız; zorla eleman çalıştırmaya, borca atfen işçiliğe, köle işçiliğe, gönülsüz emek kullanımına karşıyız; ırk, dil, renk, cinsel eğilim… ayrımcılığını kınar ve kendi iş yerlerimizde yasaklarız; örgütlenme özgürlüğünü savunur ve çalışanlarımızın özgürce derneklere, sendikalara üye olmalarını teşvik ederiz…” İnsan daha ne ister?

Az kaldı unutuyordum, Monsanto her ihtimale karşı, Hindistan’da artık ekilmeyen yerel hardal bitkisi India brassica’nın da patentini aldı. Ne olur ne olmaz, bir gün hardal yağına konan yasak kalkar da gariban Hintli hardal otu ekmeye başlarsa yine, insan haklarına ve çevreye saygılı bir şirketten tohumlarını alsınlar diyedir herhalde.

Nasıl içiniz şişti mi?

“Anam yer babam gök” diyen Bektaşi’nin nefesini yeniden hatırlamamız lazım, zira bunlar yakında ruhlarımızı da patentleyecekler.

(Bu yazının hazırlanmasında Vandana Shiva’nın Çalınmış Hasat/bgst kitabından ve www.monsanto.com adresinden yararlanıldı)

Sunay Demircan

-Alıntıdır-
iyibilgi.com

Karpuzu Yemekten Önce Yiyin  

Kategori :

Karpuzda bol miktarda C vitamini var. Karpuzun hem kalorisi düşük, hem de yağ ve kolesterol içermiyor. Karpuzun bu özelliklerinden yararlanmak için mide boşken yenilmesi, yemeklerin sonuna bırakılmaması tavsiye ediliyor.

Birçok faydasının yanı sıra yaz aylarının lezzetli bir serinleme meyvesi olan karpuzun açken tüketilmesi önerildi. Uzmanlar, karpuzun içerisinde bulunan maddelerden daha iyi yararlanmak için yemekten sonra değil açken yenilmesini tavsiye ediyor. Bu şekilde sindirim güçlüğü de engelleniyor.

Sakarya Vatan Hastanesi Başhekimi uzman doktor Dursun Bostancı, karpuzun insan vücuduna sayısız yararları olduğunu kaydediyor. Bostancı, karpuzun bol miktarda C vitamini, iyi bir lif kaynağı ve antioksidan içerdiğini belirterek, şu bilgileri verdi: "Karpuz çeşitli kanser türlerine karşı olan beta karoten içeriyor. Barındırdığı yüksek potasyum ile de kan ve basıncın düzenlenmesine yardımcı oluyor. Lif kaynağı olması sebebiyle bağırsak hareketlerini düzenliyor. Ayrıca böbrekler için de ideal bir besin kaynağı. Böbrekleri çalıştırıyor, idrar söktürüyor, üre ve ürat tuzlarını temizliyor. Az miktarda bile olsa içerdiği 'likopen' maddesi sayesinde kalbi enfarktüsten koruyor. Bunun yanında karpuzun yüksek miktarda su içermesi sebebiyle su kaybını da engelliyor."

Karpuzun yağ ve kolesterol içermediğini, ayrıca kalorisinin de düşük olması nedeniyle yaz diyetlerinin vazgeçilmez gıdası olduğunu ifade eden Bostancı, "Karpuzun tüm bu özelliklerinden yararlanmak için mide boşken tüketilmesi daha faydalı. Karpuz yemeklerden sonra değil, açken ya da öğün aralarında bolca tüketilebilir. Yemekten sonra yenildiğinde sindirim zorluğuna sebep olabilir. Bu bakımdan karpuzun açken tüketilmesini öneriyoruz. Ancak aşırı soğuk değil, normal soğuk olarak tüketilmesi koşuluyla." dedi.

İyi bir karpuz nasıl anlaşılır?

Tatlı ve sulu, olgun bir karpuz seçmek için seçilen karpuzun kabuğu parlak değil, mat olması gerekir. Ayrıca kabuğunu tırnağınızla hafifçe dokunduğunuzda yeşil kısmı kolayca kazınması ve toprağa oturan kısmının renginin açık sarı olması iyi bir karpuz olduğunu gösterir. Eğer karpuz kesmece alınacaksa; içinin renginin parlak kırmızı, çekirdeklerinin de koyu kahverengi veya siyah renkte olmasına dikkat edilmelidir.

-Alıntıdır-
Zaman

Gerçek yada Sahte  

Kategori :

Fotoğrafların mahkemelerde delil olarak sunulması artık tarihe karışıyor. Öyle bir teknoloji var ki bir fotoğrafın sahte mi yada gerçek mi olduğunu uzmanlar bile zor ayırt ediyor. Bu linkte verilen 10 fotoğrafın hangisinin gerçek hangisinin sahte olduğunu bulabilecek misiniz bakalım? Resimler, dünyanın en iyi sayısal grafik programı üreticisi Autodesk tarafından yapılmış. Testte resimleri CG (computer graphics-bilgisayar grafiği), yada Real (gerçek görüntü) olarak seçin. Testin sonunda, sol üstte bu testin bir diğer versiyonuna bakabilirsiniz.

Delerium - Wisdom  

Kategori :

Delerium 1987 yılında Bill Leeb tarafından Vancouver/Kanada'da kuruldu. Yaptıkları müziğe New Age, Elektronik Pop arası ama daha çok kendi tabirleriyle deneysel müzik tarzı denilenebilir. Özellikle vokal kullanarak yaptıkları müzikler çok etkileyici. Bunlara; Silence, Wisdom, Just A Dream, Innocente vs. parçaları örnek olarak verilebilir. Yaptıkları müziğin remixlenmesi çoğu zaman mükemmel sonuç vermektedir. Örnek; silence - tiesto, underwater - rank 1 remix, after all - svenson and gielen remix.
Aşağıda Wisdom parçasına ait klibi seyredebilirsiniz.


Dünyanın 7 Yeni Harikası  

Kategori :

İsviçreli iş adamı Bernard Weber'in 20 Haziran 2007'de başlattığı dünyanın yeni 7 harikasının belirlenmesi 7/7//7'de sona erdi. Ayasofya Cami adaylar arasında olmasına rağmen dünyanın 7 harikası arasında yer almadı. Türkiye'de eski 7 harikada bulunan Artemis Tapınağı ve Zeus Heykeli de yeni 7 harika arasında yok. Ayrıca Mısır Piramitleri artık bir harika değil! Aslında bu seçim hem UNESCO hemde BİRLEŞMİŞ MİLLETLER tarafından kabul görmemektedir. UNESCO, seçilen yeni listeyi desteklemediğini açıkladı. Bu liste daha çok, tek bir kişinin şöhret ve kar amacıyla başlattığı bir çalışma olarak görülüyor.


Merkezi Paris'te bulunan BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), dünyanın yeni 7 harikasını belirlemek amacıyla yapılan oylamayı, yalnızca oylamaya katılanların düşüncesini yansıttığı gerekçesiyle desteklemediğini açıklarken, New7Wonders Vakfı Başkanı Weber, yapılan oylama sonucu elde ettikleri gelirin yüzde 50'sinin tüm dünyadaki eserlerin restorasyonu amacıyla harcanacağını belirtti. Restorasyonu yapılacak eserler arasında, Afganistan'da 2000 yılında Taliban tarafından havaya uçurulan dev Bamiyan Buda heykeli de bulunuyor.

Yeni 7 Harika;

Ürdün'deki Petra Antik Kenti,
Çin Seddi,
Brezilya'daki Kurtarıcı İsa Heykeli,
Peru'daki Machu Picchu Antik Kenti,
Meksika'daki Chichen Itza Piramidi,
İtalya'nın Roma kentindeki Kolezyum ve
Hindistan'daki Tac Mahal anıtmezarı şeklinde sıralandı.

Eskiler listeye giremedi

Dünyanın 7 harikasının yer aldığı listede şu eserler yer alıyordu: Gize Piramitleri, Babil'in Asma Bahçeleri, Zeus Heykeli, Artemis Tapınağı, Rodos Heykeli, İskenderiye Feneri ve Halikarnas Mozolesi. Akdeniz havzasında yer alan anıtlarla ilgili liste, milattan önce 2. yüzyılda şekillenmişti.

Herhalde Batı yeni turizm yerleri ve yeni rantlar peşinde!

Yeni 7 Harika'yı ve adayları görmek için:
http://www.new7wonders.com/index.php?id=633 adresine bakabilirsiniz.

Dünyanın En Yüksek Şelalesi  

Kategori :

"Angel Falls", Venezüella'nın güney doğusunda Canaima Ulusal Parkı sınırları içerisindedir. İsmini, uçağı arıza yapınca bir tepeye zorunlu iniş yapan Jimmy Angels'dan almıştır. Böylece, altın ararken, Niagara'dan bile 16 defa daha yüksek bir şelale bulmuş oldu "Angels". Dünyanın en yüksek çağlayanının su akış yüksekliği tam 979 metredir ki bu yükseklik Eiffel Kulesi'nin tam 3 katıdır. Etrafı balta girmemiş bakir tropik ormanlarla çevrilidir. Yerel halk dilinde "Salto del Angel" olarak da bilinir.











Angel Falls'a ait mükemmel bir video aşağıda:


Türktelekom Saadet Zinciri Kampanyası  

Kategori :

Türktelekomun Basın Bildirgesi
TTNet, son zamanlarda başlattığı kampanyalara, bir yenisini daha ekledi: ÖnerKazan!. TTNet’in başlatmış olduğu kampanya kapsamında, hem arkadaşını TTNet ADSL‘le tanıştıran, hem de arkadaşı sayesinde TTNet ADSL’le tanışanlar, 5 YTL indirim kazanıyor. TTNet ADSL’le yeni tanışan arkadaş, başka arkadaşlarını tanıştırırsa, kazanmaya devam ediyor.

Kampanyaya katılım için yapılması gerekenler:

ADSL abonesiyseniz buraya tıklayarak gideceğiniz kampanya sayfasında, ilgili alana ADSL hizmet numaranızı giriyor, karşınıza çıkacak penceredeki ilgili alana, arkadaşınızın telefon numarasını girerek önerinizi yapıyorsunuz ve arkadaşınızın oturduğu yerde ADSL hizmeti varsa, kampanya için geçerli referans numarası size ve arkadaşınıza ayrı e-posta ile gönderiliyor.
Arkadaşınız bu referans numarasıyla Türk Telekom Ofisleri’ne giderek aboneliğini başlattığında hem siz, hem de arkadaşınız ilk faturada 5 YTL indirim kazanıyorsunuz.

Obez yapan içecekler!  

Kategori :

Aşırı şişman çocuk sayısı artıyor. Anne babalar, suçu çocuğun yediklerinden çok, içtiklerinde arayın! Çocukları en çok kola, buzlu çay (ice tea) ve hazır meyve suları şişmanlatıyor. Peki, obeziteyi engelleyen tek çözüm ne?

Yeni nesli belki de en çok tehdit eden sağlık sorunu obezite (aşırı şişmanlık). Gerek ayaküstü atıştırmaya yönelen beslenme tipleri, gerekse giderek hareketsizleşmeleri, çocukları obeziteyle tanıştıran en önemli faktörler. Bunların yanı sıra okul kantinlerinde bolca tüketilen abur cuburlar da çocuklardaki obezitenin baş sorumluları arasında gösteriliyor. Öyle ki bu nadandan dolayı dünyada pek çok ülke, fast food yiyecekleri ve gazlı içecekleri okullarda yasaklıyor. Ukrayna, Letonya, Avustralya bu uygulamaları başlatan ülkelerin başında geliyor.

Obeziteyi önleyen tek şey: Anne sütü

Yaşamın erken dönemlerinde obeziteyi önlediği kanıtlanan tek şey var; o da anne sütünü uzun süre vermek. Katkı maddeli, soya ilaveli, veya şeker ilaveli mamalardan ise uzak durmak gerekiyor. Çocuk şeker tadına alıştığı zaman hep onu istiyor, şeker kirzi dediğimiz alışkanlık başlıyor. Tat duyusu öğrenilir. Anne sütünde şeker oranı düşüktür. Dolayısıyla anne sütü alan çocuklar şeker krizini yaşamıyorlar.

Şekerli, gazlı içecekler obez yapıyor

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Başkanı ve Çocuk Endokrinoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Abdullah Bereket’le çocuklardaki obezite tehdidini konuştuk.

Çocuklarda şişmanlık oranları ne durumda?Çocuklarda şişmanlığı fazla kilolu ve obez olarak ikiye ayırıyoruz. Son okul taramalarında fazla kilolu oranını yüzde 17, obez oranını ise yüzde 4 olarak bulduk. Bu rakamların, 30 yıl öncesine göre iki katına çıkmış olduğunu saptadık.

Obezitenin çocuklarda yol açtığı sorunlar nelerdir?
Obez çocuklar ileride şeker, kalp, hipertansiyon ve kolesterol hastası oluyor. Tüm bunların bir arada bulunduğu “metabolik sendrom” dediğimiz hastalığın belirtilerini henüz 30’lu yaşlarda gösteriyorlar. Bugünün çocukları 20 yıl sonrasının kalp ve diyabet hastalarıdır. Artık kalp krizi yaşı çok erkene indi. Kolesterol yüksekliği çocuklarda çok fazla. İnsanlar zannediyor ki, çocuklarda kolesterol olmaz, şeker olmaz.

Hangi çocuklar risk altında?
Eskidan obezite sadece sosyoekonomik seviyesi yüksek ailelerde vardı. Artık 5 yıl öncesine göre orta gelir grubundaki ailelerin çocuklarında da obezite, üst gelir grubuna yaklaştı.

Bunun sebebi nedir?
Kalorisi yoğun olan gıdalar aslında ucuz. Kekler, çikolatalar, gofretler ve hazır meyve sularını artık herkes satın alabiliyor. Böylelikle her aile çocuklarının yanına, beslenme çantalarına bunları koyabiliyor. Ayrıca okullarda çikolata-gofret otomatları var. Çocukmlar daha reşit değil, kendi kararlarını alacak yaşta değiller.

Kantinler konusunda ne yapılmalı?
Geçen yıl Milli Eğitim Bakanlığı’yla bir kampanya başlattık. Şişmanlık sorununa çözüm için okullara tavsiye kararı gönderildi ama daha yaptırımcı adımlar atılmalı. Bakanlık kantinlerde şu ürünler kesinlikle satılmayacaktır demeli.

Çocukları en çok ne şişmanlatıyor?
Kola, hazır meyve suyu ve buzlu çay (ice tea). Kalori açısından birbirlerinden farkı yok. Çocuklar yedikleriyle değil, içtikleriyle şişmanlıyor. Yüzde yüz meyve suyu denilenin de şeker oranı çok yüksek.

Fazla şeker vücutta yağ olarak depolanıyor değil mi?
Kesinlikle. Aileler diyor ki, “Yağlı yemiyoruz ama çocuk şişmanlıyor”. İşte yağı bile kesseler karbonhidrat, yani yediği şekerli ve unlu besinler yağa dönüşerek şişmanlatıyor.

1 yaşına kadar çocuklara şeker verilmemesi doğru o zaman…
Kesinlikle doğru. Damak tadı bakımından alıştığı zaman şeker hakikaten biraz sakinleştiricidir çocuklarda. Bazı aileler çocuk çok ağladığı zaman şekerli su verirler. İşte çocuk oradan şekeri bir ödül olarak görmeyi öğreniyor.

-Alıntıdır-
Ayşegül Aydoğan Atakan
Milliyet

Adres Bilgilerinizi Kontrol Edin  

Kategori :

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi kapsamında oluşturulan ikamet adres kayıtları artık sorgulanabiliyor. Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, adres kayıtlarının vatandaşlar tarafından kontrol edilmesi ve olası aksaklıkların bildirilmesi amacıyla www.tuik.gov.tr adresinde bir sorgu ekranı hazırlandığını belirtti.
Ayrıca ikamet adres bilgilerinin yer aldığı listelerin muhtarlıklarda da askıya çıkarıldığı bildirdildi.

TUİK'in açıklamasında bundan sonra kamu hizmetleri ve resmi işlemlerde bu sistemde kayıtlı adresler esas alınacağından adres kontrolünün önemi vurgulandı.

Arşiv

Son Yorumlar